‘inanç’ Kategorisi için Arşiv

Türk Halkının %99′u Müslüman.. Değil!

Haziran 20, 2008

Ders kitaplarımızda bile diğer yalanların yanında yer alır bu iddia. Oysa ülkemizde gerçekten Müslüman olan insanların oranı için %1 bile iyimser bir orandır!

Öncelikle Müslüman ve Müslümanlık nedir sorusunun cevabını vermeliyiz ki iddiaların ne anlattığını ve ardından doğru olup olmadıklarını tespit edebilelim.

Bir hakkı teslim etmeliyiz ki, Anadolu topraklarından çıkan İslamı gerçekten anlamış ve yaşamış insan sayısı Arap topraklarından çıkanlardan çok daha fazladır.

Bizim en temel yanlışımız, bize dayatılan, hurafelerle içinden çıkılmaz sarmaşık örgüsü haline gelmiş olan şeklini ve buna ustaca karıştırılmış Arap kültür(süzlüğ)ünü İslam sanıyor ve puta taparcasına tapıyor olmamızdır. Milyonlarca insan arasından dinin aslını merak edip tek kaynak olan Kur’an-ı Kerim’i okumayı akıl eden çıkmıyor.

Bizde insanlar bluğ çağından ergenliğe geçişlerinde eğer gözlerine ilişirse kafa kağtlarında yazan Dini:İslam ibaresine bakarak “aa ben Müslümanmışım demek” suretiyle Müslüman oldukları zannına kapılırlar. O güne kadar tüm çevrelerini saran, içinde gerçek din kırıntısı bile kalmamış uydurma ve sapkın bir din bozuntusunun beyin bulandıran etkileriyle sersemlemişler, bir yerden sonra umursamadıkları bu sarsaklıkları da unutup dini ciddiye almamışlardır. Ancak hiçbir babayiğit çıkıpta “ya kardeşim ben din adına bir sürü sakallıdan bir sürü akıl mantık almaz saçmalıklar dinledim, acep nedir bunun aslı” demezler.

Allah “Düşünen” insanlara indirdiği kitabında herşeyi apaçık aktarmış oysa. Din, simsarlarının bilerek ve isteyerek beyin uyuşturan ot halinde gösterilen ucubeden uzak, berrak, yalın, anlaşılır, huzur veren, herkese hitap eden bir yol dur.

MÜSLÜMAN KİMDİR?
1. Hacı Bektaşi Veli, “ELİNE, BELİNE, DİLİNE HAKİM OL” demiştir. Sayınız lutfen, sadece 5 adet kelime var burada ve sadece İslam değil, İlahi bütün dinlerin verdiğinin özetidir. Kaldıki doğu felsefelrinin bile özeti budur.

“Eline, beline ve diline” hakim olan insan, birlikte yaşadığı diğer insanlara, hayvanlara, doğaya hatta taşa toprağa zarar vermeyen insandır. Evet Allah bütün kitaplarında bu 5 kelimede süzüleni ister insanoğlundan.

Şimdi geldik neden Müslüman olmadığımıza. Allah bize günah ve sevaplarla sınırlarını çizdiği bir yaşam emreder. Bu sınırların da süzüle süzle geldiği bir nokta vardır: “Kul hakkı!”

Allah kendine eş koşandan başka bir de sadece “kul hakkı” yiyeni asla affetmeyeceğini açıkça bildirmiştir.

Günlük hayatta nasıl leblebi çekirdek yer gibi, çatır çatır kul hakkı yediğimizi bir gözünüzün önüne getirin lutfen! Uyanıklık yapıp başkasının bilet kuyruğundaki sırasına tecavüz bile kul hakkı yemektir! Nerede kaldı işçisinin hakkını yiyen patronun, öksüz yetim hakkı yiyenin durumu. İş arkadaşınızın masasında duran paketinden ona sormadan aldığınız bir dal sigara bile kul hakkı yemektir!

Dinimizin farzları, vacipleri, haramları bellidir. Mesela içki içmek günahtır, cezaya tabidir, namaz kılmamakta oruç tutmamak ta aynı şekilde. Ancak anlamaktan aciz olduğumuz Allah sözü şudur:
Yaratan bunları yaparsın yapmazsın bu senin bileceğin iş, istediklerimi yapmazsan ceza var derken peşinden, ancak bunlar seninle benim aramda, ben bunları affetmek için neredeyse bahane arıyorum, cezanı çektiririm ancak sonunda yine de Cennetimi esirgemem Ancak kul hakkıyla karşıma gelme affetmem diyor!

Kul hakkı yememek Müslümalıktan da önce insanlığın ilk şartıdır! Biz daha insan olmayı başaramazken daha anlayamadığımız Dini sahiplenip Allahın kulları (ki Dünya üzerinde yaşayan tüm insanlar onun kuludur!) üzerinde hüküm verip uygulamaya kalkarak kendimizi Allah yerine koyup ikinci affedilmez günahı işlemek ne haddimize?

Mevlana, Allahın emirlerini can kulağıyla dinleyip gerçekten anlayan nadir insanlardandır. Sadece Müslüman!lar değil bütün dünya onun öğretisine saygıyla kulak verir. Zira o hepimizi asırlar öncesinden ayna gibi yansıttığı Allah’ın ışığıyla aydınlatarak önce “insan” olmaya davet etmektedir. İnsan olmayanın Dini de olamaz.

Hallaci Mansur gibi gerçekten Allahın istediğini anlayıp yansıtan nadir insanları da Din adına Allahlığa soyunan hala en iyimser rakamla %99′luk dinsiz, dnsizlikten önce insanlıktan nasibini almamış canavarlara kurban verdik. Oysa o, Allahın yarattığı, kendinden ruh üflediği insan olduğunun farkında olarak “Ene El Hakk” demiş, doğru sözü (hala olduğu gibi) dinleme anlama zahmetine katlanılmadan katledilmiştir. Allah “Ey İnsan, ben seni topraktan yarattım, kendimden ruh üfledim, yeryüzünde halifem olasın diye diğer bütün varlıklardan üstün kıldım” diyor. Her insan onun bir gölgesidir. İnsanlara bakınca Allahı görmemiz gerektiğini anlatmak istemiş, “yaratılanı sev yaratandan ötürü” diyerek bu gerçek Müslümanlar.

Uyanın ey ahali! Birinin malını çalarak, yalan söyleyip zarara uğramasına sebep olarak, namusuna göz dikerek yediğiniz kul hakkını, kırk kere haca gitseniz, yirmidört saat namaz kılsanız hazmedemezsiniz! Bir başkasının kibrit çöpünü bile çalsanız, ömür boyu ibadetle bile o suçun bedelini ödemiş olamazsınız! Önce İnsan olun, o zaman zaten kolaylıkla Müslüman olursunuz merak etmeyin!

Devam edecek…

Misyonerler. Onlara saldırmak bir yana gönülden destekliyorum!

Haziran 20, 2008

Misyon malumunuz Fransızcadan dilimize daha biz doğmadan önce girmiş “görev” diye çevirebileceğimiz bir kelime. Misyoner de “görevli” demek. Bizde “Din elden gidiyor, görüldüğü yerde katli vaciptir” diye işaret edilen kişiler de Hristiyanlık dinini tanıtıp yaymaya çalışan din görevlileri yine malum.

Peki malumunuz mu, bugün Balkanlarda Müslümanlık hala ayaktaysa, her türlü baskıya rağmen dimdik ayaktaysa, bizden zamanında oraya giden “misyoner”ler tarafından sağlanmıştır bu? Gerçekten önce insanlığı, ondan sonra Dini özümsemiş, Hacı Bektaş-i Veli ekolünden insanlar oralara gidip “burası kilise şurası havra ben girmem buralara” demeden gidip İslamı en güzel şekilde aktarmışlar, insanların gönüllerini kazanıp kendi istekleriyle İslamı seçmelerine vesile olmuşlardır.

Asıl konuya, başlığı okuduğunuzda kuvvetle muhtemel bazılarınızın beni de katletmek üzere gözlerinizden alevler fışkırmasına sebep olan fasla..

Rahat olun, hiçbir misyoner (Dünyanın en başarılı misyoneri bile olsa) gerçekten başka bir dine gönülden inanmış bir inananı kendi dinini seçmeye zorlayamaz. Ben kendi ayağımla onların içine daldım, misyoner kiliselerinde olan biteni anlamak için ziyaret ettim, Havralara girdim, misyonerlerle, onların etkisine giren insanlarla görüştüm hiç gocunmadan ve inancıma hiçbirşey olmadı. Zira benim inancım, başkası tarafından empoze edilmedi, kendim seçtim. Siz de başkasından gelecek etkilerden korkmayın eğer gerçekten şu anda sahibi olduğunuz inanç başkası tarafından size dayatılmamışsa.

Misyoner değerlidir. Sizin nasıl olsa çantada keklik dediğiniz görünüşte Müslüman saydığınız ama aslen hiçbir inancı olmayan insanlara hiç değilse bir yaratanın olduğunu, ona inanılması güvenilmesi gerektiğini hem de çok güzel bir dille aktarıyor. Siz camilerin hoparlörlerinden sadece “cehennemde yanacaksınız, Allah sizi kazanlar doldurup yakacak, kaçışınız yok!” diye ağzınızdan salyalar saçarak bağırırken farkında değilsiniz camiye girmek bir yana korkuyla kulaklarını kapatıp civardan kaçan insanların şaşkınlık ve korkuyla kaçıştıklarının!

Misyonerler bunun tam tersini, sizin de yapmanız gerekeni yapıyorlar. Verdikeleri mesajlarda “Allah sizi seviyor, iyi insan olun, çevrenizdeki herşeyi sevin, kavga etmeyin, öldürmeyin, kin tutmayın, insanlar da böyle olursanız sizi sever, mutluluk verdikçe mutlu olursunuz, huzur bulursunuz, yalnız değilsiniz, ne zaman bunalırsanız çekinmdeyin gelin…” diyorlar. Bunu da vermeye çalıştıkları mesaja uygun davranarak güzellikle, sükunetle, sevgiyle yapıyorlar. Sonuçta aslında Allah tanımaz, içinde sevgi kırıntısı kalmamış, kalpleri taşlaşmış, toplumdan soyutlanmış, itilmiş kakılmış, sizin terk ettiğiniz insanları topluma kazandırmaya çalışıyorlar.

Sizin neden umrunuzda olur yakınınızdaki dünya tatlısı bir insanın dininin ne olduğu? Sevilen, cana yakın, iyiliksever bir insan dostuna “senin dinin ne kardeş” diye sormak aklınıza geldi mi hiç? “Memleket nire gardaş?” diye çok sormuşsunuzdur o insanı bir nebze de olsa tanıyabilmek ihtiyacıyla ama hiçbir zaman “hangi dine mensupsun” diye sormazsınız!!! Bir insanın tavırlarından hoşlanmazsanız belki “gavur” dersiniz ama iyiyse aklınızın ucundan geçmez onun inancıyla ilgili bir yorum yapmak. Zira bütün dünya bilir ki içten içe, insanın dini değil “insan”lığıdır önemli olan, bizim gördüğümüz.

Allah Hristiyanlardan Musevilerden, size yasakladığı halde sizin kendinizi “Allah” yerine koyarak “gavur” dediğiniz topluluklardan “Ehl-i Kitap” diye bahseder. Allah’ı ve sözde mensubu olduğunuz “İslam”ı hiç anlamadığınız, anlamak için çaba göstermediğiniz için bu hallerdesiniz ey insanlar uyanın artık! Onlar dinsiz değil, sizden çok daha Allaha yakın, onun istediği gibi yaşayan topluluklar. Apaçık görünmüyor mu, sizin “gavur” dediğiniz topluluklara gıptayla baktığınız, siz sefil bir hayat sürüp Avrupa Birliği kapılarına Amerika eteklerine yüz sürdüğünüz. Madem siz has Allah kullarısınız onlar kafir de neden Onlar insan gibi yaşayıp, üretip, örnek olurken siz sadece kin, nefret, yoksulluk içinde debeleniyorsunuz? Hiç düşünmez misiniz?

Şimdi ister Hristiyan ister Müslüman isterseniz Musevi olun. Ben sizin insanlığınızı görürüm dininiz insanlığınızı şekillendiriyorsa önemlidir ama sadece sizin için, benim zerre kadar umrumda değil.

Şimdi bu yazıyı okurken gözlerinizi kan bürüdüyse, burnunuzdan soluyup nefret içinde kıvranıyorsanız, bravo testi başarıyla geçtiniz! Sizin de bir misyonere ihtiyacınız var zira her ne dininine inandığınızı zannediyorsanız, o dinle uzaktan yakından alakanız bile yok. Önce Mevlana’yı arayın insanlığı bulun, ondan sonra da İslam sizin için çook uzak bir hedef, öncelikle kolay yoldan bir Misyoner bulup “Allah” denir, nasıl bir sevgisi vardır bi öğrenin. Bunlardan sonra gelin ben size bir tane takdim edeyim Kur’an-ı Kerim’in hangi dili biliyorsanız o dildeki mealini, okuyun.